Sürdürülebilir moda, moda sektöründe hızlı moda anlayışına karşı gelişmiş, ekolojik bütünlüğü ve toplumsal adaleti savunarak moda ürünlerini ve sistemini değiştirmeyi hedefleyen bir akım. Yalnızca ürünle değil, modanın bağlantılı olduğu toplumsal, kültürel, ekolojik, finansal sistemlerle de ilgilenen bir yaklaşımdır.
Sürdürülebilir modanın temelleri modern çevre hareketiyle birlikte atıldı. Amerikalı biyolog Rachel Carson’ın 1962’de yayımlanan Silent Spring” adlı kitabı,[1] tarımda kullanılan kimyasalların neden olduğu kirliliği ifşa ederek bu konuda önde gelen kaynaklardan biri hâline geldi. 1987’de yayımlanan Brundtland Raporu’nda[2] “sürdürülebilir kalkınma” ifadesinin geçmesiyle birlikte insanlığın çevre üzerindeki etkisi daha kapsamlı araştırmalara konu olmaya başladı, 1990’larla birlikte bu durum modayı da etkilemeye başladı.
Özellikle 1980’lerin sonlarından itibaren çevresel hassasiyetleri çalışmalarına yansıtmaya başlayan Patagonia ve ESPRIT gibi büyük şirketlerin çabaları dikkat çekiciydi. İki şirket de kullandıkları elyafın etkisini araştırmak için ciddi yatırım yaptı. Patagonia böylelikle pamuk, yün, naylon ve polyesterin yaşam döngüsünü hesaplarken ESPRIT ise pamuk yerine daha iyi alternatifler bulmaya yöneldi.
Sürdürülebilir moda hareketini savunanlar, moda sektörünün farklı davranabileceğine, toplumsal değeri ve refahı önceliği kabul edebileceğine inanıyor. Bu doğrultuda da şirketlerin çevresel, toplumsal ve ahlaki açıdan gelişmeyi idari gündemlerine almaları gerektiğini belirtiyorlar.
Sürdürülebilir modanın hedefi, faaliyetleri aracılığıyla gelişmiş ekosistemler ve topluluklar yaratmak olarak tanımlanmıştır.[4] Buna ulaşmak için yerel üretim ve ürünlerin değerini artırmak, malzemelerin yaşam döngüsünü uzatmak, zamansız giysilerin daha değerli hâle getirmek, atık miktarını sıfırlamak, üretim ve tüketimin çevrede yarattığı tahribatı azaltmak gibi yöntemlere başvurabiliyor. Bu akım ayrıca insanları bilinçlendirerek çevre dostu tüketimi teşvik etmeyi hedefliyor.
Hızlı moda kavramı 1980 yılında ABD’de ortaya çıkmış, 1900’lerin sonu ve 21. yüzyılın başında tüm dünyaya hızla yayılmış bir iş modelidir.
Tasarımdan mağazaya ürünlerin hızlı üretim sürecine dayalı ve piyasanın ihtiyaçlarına anında cevap veren bir iş modelini ifade etmektedir. Ucuz, düşük kaliteli, birkaç kez kullanılıp atılabilir kıyafetlerle özdeşleştirilen hızlı moda, hazır giyim üretimi, ucuz stilleri halka sunmak için trend replikasyonunu ve düşük kalite malzemeleri kullanır.[8] Her hafta sunulan yeni ürünler ve yılda yaklaşık yirmi yeni koleksiyonun tanıtılması hem üretim hem de tüketimin hızla yayılmasına neden olmuştur. Bu hareket çevre, hazır giyim işçileri ve tüketiciye ekonomik maliyeti bakımından zararlı etkiler doğurmuş; [8] kimi kaynaklara göre moda sektörün petrolden sonra dünyayı en çok büyük kirleten ikinci endüstri haline gelmiştir.
Hızlı moda modelini çoğunlukla Zara, H&M, GAP, Primark ve TopShop gibi tanınmış markalar benimsemiştir.[9] Modada tüketim ve üretim trendleri; kıyafet tüketim hızı ve giysilerin çeşitliliği bakımından 1980’lerden itibaren büyük değişim geçirdi. 1980’lerde üretimin Asya’ya kaymaya başlamasıyla beraber kıyafet fiyatlarında düşüş hızlandı ve zamanla moda endüstrisi dünyanın en büyük üçüncü sektörü hâline geldi.[7] Bu üretim modelini sömürüye dayalı olmakla eleştiren protestolar karşısında markaların Çin’de şartları iyileştirmesi ve ücretlerin yükselmesi sonucu üretim, daha kötü koşulların olduğu ucuz maliyetli Bangladeş, Hindistan ve Vietnam gibi ülkelere kaymaya başladı.
Yavaş moda modern hayattaki çok hızlı değişen moda akımları, eğilimleri ve hızlı üretime karşı doğmuş bir harekettir.[10] Terim ilk olarak yazar ve tasarım aktivisti Kate Fletcher tarafından kullanılmıştır. Fletcher yavaş modayı “kalite odaklı” olarak tanımlamıştır.[11] Yavaş moda hareketinin temel felsefesi uzun süreli giyilebilecek, kalitesi yüksek, modası geçmeyecek ürünler üretmektir.[10] Diğer yavaş moda öncüleri bu hareketin daha yavaş üretimi teşvik ettiğini, sürdürülebilirlik ve etiği birleştirdiğini, son olarak da tüketicileri yerel moda tarzları, doğal malzemelerle üretilen ve dayanıklı kıyafetler almaya yönlendirdiğini belirtiyor.[8] Yavaş moda hareketi “yavaş tasarım” hareketini başlatmıştır. Yavaş tasarım, endüstri devrimi öncesinin insan emeğine ve doğal malzemeye dayalı bir tür el sanatı olan tekstil üretimine geri dönüştür.[10] Yavaş moda sadece klasik olanı benimsemek ya da üretim sürecini yavaşlatmak değil; aynı zamanda kâr elde etmenin yanında sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik, şeffaflık ve diğer temel iş uygulamalarını geliştirmek demektir.
Bilinçsiz tüketimin etkisiyle tekstil ürünlerinin kullanım ömrü yıllar içerisinde kısaldı ve bu nedenle dünyada bıraktığı olumsuz ayak izi arttı. Küresel eğilim, tüketicilerin 15 yıl öncesine göre iki kat daha fazla kıyafet aldığını, ancak bu kıyafetleri eski kullanım sürelerinin yarısına karşılık gelecek süreler boyunca kullandığını gösteriyor.[13] Bir moda ürününün ömrünü yalnızca %10, örneğin üç ay uzatmak, çevresel ayak izinde 3 milyon ton daha az CO2 salımı, 600 milyon m3 daha az su tüketimi ve 150.000 ton daha az atık üretimi gibi önemli etkiler sağlayabilir.[14] Diğer yandan bir giysinin giyim süresinin mevcut kullanım süresinin iki katına çıkarılması durumunda, GHG (sera gazı) emisyonunun %44 oranında azalacağı öngörülmektedir. Küresel olarak tüketiciler, giymeye devam edebilecekleri kıyafetleri çöpe atarak her yıl 460 milyar ABD dolarına varan kaynağı boşa harcıyor.
Kaynak yoğun moda sektörünün neden olduğu ayak izi göz önünde bulundurulduğunda giysilerin mümkün olan en uzun ömürlü kullanımına yönelik malzeme ve iş modellerinin geliştirilmesi ihtiyacı doğdu. Al-yap-at doğrusal modelinden döngüsel iş modellerine geçerek ve ürünlerinin mümkün olan en yüksek değer seviyesinde tutarak kullanımını sağlayan modeller geliştirildi.[16] Döngüsel modeller, bir ürünün ömrünü uzatan ya da atığa dönüşmesini geciktiren, hatta atığa dönüşmesini engelleyen dayanıklılık, uzun ömür ve modülerliğin yanı sıra onarılabilirlik, ileri dönüşüm ve yeniden kullanılabilirliği içerir.[14] Bu modeller, ürünün tasarım aşamasından başlayarak üretim, kullanım ve ömür sonu süreçleri göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Tasarım ve üretim süreçlerinin dışında kalan tüketici kullanımı giysilerin ömrünü belirleyen en önemli aşamalardan biri. Sürdürülebilir tüketici davranışları geliştirilerek ürünlerin bilinçli kullanımı sağlanarak ömürleri uzatılabilir. Tüketicileri bilinçlendirmeye yönelik doğru etiketleme ve bakım talimatları doğrultusunda, daha az yıkama ve kurutma uygulamalarıyla CO2 salımı 2030’a kadar yaklaşık 186 milyon ton azaltılabilir. Tüketicide ömrünü tamamlayan giysiler için kiralama, yeniden satış, onarım ve yenileme gibi döngüsel modellerin uygulanması sera gazı emisyonunun 2030’a kadar yaklaşık 143 milyon ton azaltılmasını sağlayabilir.[17]
Tekstilin dünyayı en çok kirleten sektörler arasında petrol endüstrisinden sonra ikinci sırada yer aldığı düşünülmektedir. Hammaddesi, üretim aşaması, tüketiciye ulaştırılması, kullanılması ve sonraki süreçlerin her biri çevreye büyük zararlar verir. Canlı renkler, baskılar ve kumaş kaplamalar gibi moda ürünlerini çekici kılan unsurların çoğu ise zehirli kimyasallar içeriyor. Polyester içeren çamaşırlar ev tipi çamaşır makinelerinde yıkandıklarında mikrofiberler bırakıyorlar. Bunlar kanalizasyon ve atık su arıtma tesislerinden su yollarına kolayca geçebiliyor. Biyolojik olarak bozulmadıkları için sudaki yaşam için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Deniz ve okyanuslardaki küçük canlılar mikrofiberleri yer ve bu yolla balıklara geçen bu kimyasallar insanların sofralarına kadar gelir. İklim değişikliğini ele alma ihtiyacı daha acil hâle geldikçe, endüstri sektörleri karbon emisyonlarını azaltmak için çalışmaya başlamıştır.
Moda dünyası iklim değişikliğine önemli derecede etkide bulunuyor. Bir McKinsey araştırması[18] bu sektörün küresel moda endüstrisinin 2018’de yaklaşık 2,1 milyar ton sera gazı emisyonu ürettiğini, bunun da küresel toplamın %4’üne eşit olduğunu göstermiştir. Moda endüstrisinin emisyonlarının yaklaşık %70’i malzeme üretimi, hazırlama ve işleme gibi yukarı yönlü faaliyetlerden gelmekte, kalan %30 satış sonrası perakende operasyonları, kullanım aşaması ve kullanım sonu faaliyetleriyle ilişkilendirilmektedir.
Moda endüstrisi insan sağlığını olumsuz etkilemesinin yanında milyarlarca dolar karşılığında yapılan hayvan katliamına ve yüksek miktarda karbon salımına neden olurken yılda 79 milyar metreküp su tüketiyor. Tüm giysilerimizin boyama ve terbiye işlemlerinde büyük ölçüde temiz su kullanılırken bu miktarın 32 milyon havuzu dolduracağı belirtiliyor.[19] Boyalı kumaş tonu başına 200 tona kadar tatlı su kullanılabilmektedir. Ayrıca sadece 1 kg pamuk üretmek için 20.000 litreye kadar suya ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu durum zaten kıt olan bu değerli kaynak üzerinde muazzam bir baskı yaratmakta ve pamuk üretiminin suyu tamamen boşalttığı Aral Denizi’nin çölleşmesi gibi dramatik ekolojik sonuçlara neden olmaktadır.
Selüloz elyaf, selüloz eteri veya esterden oluşan tüm elyaf türlerini ifade eder.[70] Bitkilerin yapı taşının selüloz olması nedeni ile bitkisel liflere selülozik lifler de denir. Bitkilerden elde edilen ve doğrudan tekstil hammaddesi olarak kullanılabilen lifler bu sınıfa girmektedir.[71] Pamuk dışında en yaygın bitki bazlı selülozik elyaf türleri jüt, keten, kenevir, rami, abaca, bambu (viskoz için kullanılır), soya, mısır, muz, ananas ve kayın ağacıdır (suni ipek için kullanılır). Bambu ve kenevir gibi alternatif lifler (kenevirde bulunan psikoaktif bileşenin yalnızca küçük bir miktarını üreten bir çeşittir), ekolojik moda denilen alanlarda daha fazla kullanıma giren türlerdir.[72]
Dünya çapında üretilen tüm giysilerin %50’sinden fazlasını oluşturan pamuk; emici, yumuşak ve dayanıklı bir selüloz elyaf türüdür. Bitkisel yün olarak da bilinir. 100 milyon küçük çiftçi dahil olmak üzere, dünya çapında 1 milyara kadar insanın geçim kaynakları pamuk endüstrisine dayanır.[73]
Belirli böcekler için toksik olan bazı proteinler üretmek için yaygın bir toprak bakterisi olan Bacillus thuringiensis genlerinin eklenmesiyle genetik olarak değişime uğramış bir pamuk türüdür. Bt pamuğunun kullanımı, bazı zararlı türleri hedef alan yaprak böcek ilaçlarına olan ihtiyacı ve ikincil zararlı türlerin ortaya çıkışını azaltmıştır.[74]
Organik tarım standartlarına göre üretilmiş ve sertifikalandırılmış pamuk türüdür. Üretimi, yapay girdiler yerine doğal süreçler kullanarak toprakların, ekosistemlerin ve insanların sağlığını sürdürmeyi amaçlar. Organik pamuk yetiştiriciliğinde hiçbir toksik kimyasal kullanılmamaktadır. Toprağa zarar vermez, havayı daha az etkiler ve %88 daha az su ve %62 daha az enerji kullanır.[75]
Doğal renkli pamuk yeşil, kahverengi ve bej tonlarında büyüyen doğal pigmentli bir pamuk türüdür. Dikimden büyümeye, eğirmekten hazır giysilere kadar uzanan sürecin hiçbir aşamasında boya, toksik veya zararlı maddeler kullanılmaz. %100 saf ve doğaldır. Çevre dostu bir üründür. Yumuşak, hafif bir his veren, nefes alabilir ve saf bir kumaş oluşturulabilir.
Soya kumaşı veya “bitkisel kaşmir” adı verilen bu tür yumuşaklığı ile bilinir, dünyanın en çevre dostu kumaşlarından biridir. Soya fasulyesinin kabuklarından elde edilen soya proteini ile üretilen bu ilginç seçenek, atık bir ürünü alıp toksik kimyasalların minimum kullanımı ve sınırlı işleme ile kullanılabilir bir tekstile dönüştürüyor.
Kendir adı da verilen bir tekstil bitkisidir. Ketende olduğu gibi lif hücreleri, kabuk kısmında demetler hâlindedir. Lif üretimi ketende olduğu gibi çürütme, dövme ve taraklama işlemleri ile gerçekleştirilir. Lif uzunluğu 40-45 mm’dir. Parlak sarı veya esmer renklidir, dişi kenevir esrar yapımında kullanıldığı için devlet kontrolünde üretilir. Genellikle halat, urgan, yelken, çadır bezi, çuval yapımında ve halının çözgü ipliğinde kullanılır.[71]
Uzakdoğu’nun bambu ormanlarından toplanan bambu kamışları hamur hâline getirildikten sonra liflere ayrıştırılır ve kasalanır. Başka hiçbir selülozik elyaf, bambu elyafın verdiği doğallığı, yumuşaklığı ve serinliği verememektedir. Bu özellikler bambu lifinin ipek ve kaşmir ile mukayese edilmesine neden olmaktadır. Kendiliğinden antibakteriyel, doğa dostu olan bambu elyafından yapılan kumaşların merserize edilmesi gerektirmez. Tüm bitkisel ve selülozik elyaflarla aynı boyayı alır. 21. yüzyılın elyafı olarak bilinir
Toprak ve tohumlar yerine, her bir plastik bidon, sirke ve şeker karışımını besleyen, kombucha çayının bir yan ürünü olan selüloz liflerinden oluşan jel benzeri bir film içerir. Film, simbiyotik bir bakteri ve maya kolonisi (SCOBY) kullanılarak büyütülür. Hasat edilip kurutulduktan sonra elde edilen malzemenin görünümü ve hissi deriye çok benzerdir. %100 oranla doğaya karışabilir, aynı zamanda neredeyse sıfır atık bırakan geri dönüştürülebilir bir üründür.
Ananas yaprakları, hindistan cevizi ve muz kabukları nadir de olsa bazı üreticiler tarafından selüloz elyaf olarak değerlendirilerek tekstil süreçlerine dahil ediliyor.[77]
Protein lifleri, hayvansal kaynaklardan ve protein moleküllerinden oluşur. Bu protein moleküllerinin temel elementleri karbon, hidrojen, oksijen ve nitrojendir. Doğal protein lifleri arasında yün, ipek, angora, kaşmir, ipek, alpaka yer almaktadır.
Yün, bazı memelilerden (özellikle koyun, keçi, deve vb.) elde edilen hayvansal kıl kökenli doğal bir elyaf türüdür. Yün lifi, keratin adı verilen doğal bir proteinden oluşur. Keratin, insan saçında bulunan protein gibi biyolojik olarak parçalanır ve birçok organik materyalin bileşiminde önemli bir rol oynar. Yünün esneklik ve elastiklik gibi fiziksel özelliklerinin çoğundan proteinler sorumludur.
İpek, böcekler tarafından yuva ve koza malzemesi olarak üretilen doğal bir elyaftır. İpekböcekleri, kınkanatlılar, balarıları, yabanarıları ve eşekarıları ipek üreten birkaç böcek türüdür. İpek, parlaklığı ve dayanıklılığı ile bilinen doğal bir elyaftır. Dünya çapında uzun bir ticaret geçmişine sahiptir.
Kaşmir, kaşmir keçilerinden üretilen bir yün türüdür. Son derece yumuşak hissi ve yalıtım özellikleri ile bilinen doğal bir elyaftır. Çok ince ve hassastır,dokunulduğunda neredeyse ipek gibi hissedilir. Kaşmirin lifleri çok ince olduğu için ek ağırlık vermek adına kaşmir genellikle merinos gibi diğer yün türleriyle karıştırılır.
İtalyan Zero Grado Espace şirketi, subtropikal ormanlarda büyüyen parazitik bir mantar olan phellinus ellipsoideus mantarından yapılan deriye bir alternatif olan MuSkin’i geliştirdi. Su itici özelliğiyle birlikte bakteri çoğalmasını sınırlayan doğal penisilin maddeleri içerir.
Kauçuk, bitki özsuyundan elde edilen bir lif türüdür. Doğal kauçuk, ağaçların özsuyundan yapılır. Sentetik kauçuk, kimyasal endüstri tarafından yağdan üretilir. Her iki tür de çok yönlü maddelerdir. Kumaşlarda iç çamaşırı, mayo, çorap ve atletik giyim üretiminde sıklıkla kauçuk lifler kullanılıyor.
Bir Alman şirketi olan Qmilch GmbH, sütteki kazein maddesinden bir tekstil elyafı üretmek için bir süreç geliştirdi. Qmilk elyafı %100 yenilenebilir kaynaklardan üretilmiştir. Buna ek olarak 1 kg elyaf üretimi için sadece 5 dakikaya ve maksimum 2 litre suya ihtiyaç duyar. Bu süreç belirli bir maliyet verimliliği seviyesi anlamına gelir ve minimum CO2 emisyonu sağlar. Qmilk lifi biyolojik olarak parçalanabilir ve iz bırakmaz.
İşlenmiş elyaflar üç kategoriye ayrılır: Selülozik lifler, sentetik lifler ve protein lifleri. Selülozik lifler arasında modal, Lyocell (Tencel markası altında da bilinir), bambudan üretilen suni ipek bulunur. Üretilen sentetik elyaflar arasında polyester, naylon, spandeks, akrilik elyaf, polietilen ve polipropilen (PP) bulunur.
Aldatıcı İfade / Görseller
Kamuoyunun anlamayacağı teknik ifadeler
Dikkati başka yöne çekme
İçi boş söylemler
Gereksiz vurgular
Kirli ürün/hizmetleri aklama çalışmaları
Dengesiz bütçe[85]
Malzemelere dair tartışmalar[değiştir | kaynağı değiştir]
Pamuk, su kullanımı ve çevresel etki bakımından en zararlı tekstil elyaflarından biridir.2 Geleneksel pamuğun yetiştirilmesinde toprak verimliliği ve insan sağlığı için zararlı pestisitler kullanılır.
Su kıtlığı ve iklim krizi en önemli küresel riskler arasında yer alırken pamuk tarımı bu risklere karşı en savunmasız durumdaki ülkelerde sürdürülmektedir.
Bu sorunları çözmek için sertifikalı organik pamuk sürdürülebilirlik yolunda en güvenilir seçenek olarak görülmektedir. Organik tarımın dünyanın ve toplumun uzun süreli yararı için bütünsel olarak çalışan tek sistem olduğu kabul edilmektedir.
Organik pamuk %94 daha az sera gazı emisyonuna neden olurken aynı zamanda da karbondioksiti atmosferden uzaklaştırır. Bunlara ek olarak su yollarını ve içme suyunu güvenli ve temiz tutar. Su kirliliğine etkisi geleneksel pamuğa göre %98 oranında daha azdır.
Yazının devamı
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sürdürülebilir_moda


Thanks for your warning. However, I don’t understand what the problem is.?